Murat Beyazyüz
(Bu yazı ilk olarak 17 Aralık 2025 tarihinde dibace.net İnternet Sitesinde yayımlanmıştır.)
Yazının tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Çocukluğum Zonguldak’ın Kozlu beldesinde geçti. O zamanlar “bucak” diye geçiyordu orası, yani nahiye. Çok sonraları ilçe oldu. Biz Güney mahallesinde yaşıyorduk, apartmanların olmadığı, iki üç katlı gecekondu tipi evlerin sıralandığı bir mahalleydi.
Zonguldak’ı bilenler, her tarafın yokuş olduğunu da bilir. Çok fazla düzlük yoktur. Evler yamaçlara adeta çok güçlü bir yapıştırıcıyla tutturulmuş gibidir. Uzaktan bakıldığında bir tepe üzerinde aşağıdan yukarıya doğru sıra sıra evlerin yerleştiğini görürsünüz. Tepenin eteklerinden yukarısına genelde merdivenlerle, bazen patika yollarla çıkılır. Bizim evin üst tarafında dev bir ıhlamur ağacı vardı ve bu ağacın kökleri bir üst sıradaki evlere çıkan merdiven olarak kullanılıyordu. Etrafta pek çok akasya ağacı vardı ve hepsi dikenliydi. Bazen oramıza buramıza dikenler de batardı ama biz yine de o ağaçların etrafında dolanırdık. Onlara sadece “akasya” derdik; bunların aslında yalancı akasya olduğunu çok sonraları öğrenecektim. Botanikle bir ilişkimiz yoktu, ağaçları kokusuyla ve gölgesiyle tanırdık. Yaz gelince beyaz salkım çiçekler açardı ve o güzel koku etrafa yayılırdı. Çiçekleri yemek bizim küçük törenimizdi: Daldan koparıp ağzımıza atar, hafif tatlımsı tadını alır, ne yaptığımızı tam bilmeden çiğnerdik. Bazen çiçeklerin arasına gizlenmiş bir karınca ağzımıza denk gelirdi; birden acı bir tat yayılır, panikle tükürür, dili dişlerle sıyıra sıyıra temizlemeye çalışırdık. Sonra biraz iğrenerek güler, birkaç dakika sonra yine çiçek yemeye devam ederdik.
Bir yaz, galiba dokuz on yaşlarındaydım, çiçekler beni kesmez oldu. “Tamam, çiçeklerini yiyoruz,” diye düşündüm, “ama bu ağacın yaprakları da çok fazla. Bu yapraklardan da bir şey yapabilir miyim acaba?” Çocuğun zihni bazen garip bir ciddiyetle çalışır. O yaşta bile içimde tuhaf bir üretme baskısı vardı. Etrafımdaki büyüklerin hep bir şeyler yaptığını görüyordum: babam madende çalışıyor, annem ev işleriyle uğraşıyor, komşular bahçelerinde bir şeyler yetiştiriyordu. Ben de “bir şey yapmalıyım” diye düşünüyordum, sanki boş durmak ayıp, hiçbir şey üretmemek eksiklikmiş gibi. Elimdeki malzemeden mutlaka bir şey çıkarmalıydım. Bu sadece çocuk merakı değildi; içimde “ben de yapabilirim” deme ihtiyacı vardı.
Bu yazı 17 Aralık 2025 tarihinde dibace.net İnternet Sitesinde yayımlanmıştır.
Yazının tamamını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
Benzer yazılar okumak için kategori seçebilirsiniz.


Bir Cevap Yazın